31 Temmuz 2007 Salı

GÖLGE

Gölge
Bir nesneye ışık kaynağından yayılan ışık çarptığında, nesnenin aydınlanan yüzünün tersinde oluşan karanlığa gölge denir. Işık nesneye çarparak ileri gidemez. Tabii nesne şeffaf değilse. Fakat nesnenin etrafından sonsuza doğru ileriye doğru gidecektir. Eğer nesneye çarpan ve ışık duvar gibi başka bir engele çarptığında burayı aydınlatacak, fakat nesneden geçemediği için nesnenin izdüşümünde koyu bir ortam oluşacaktır. Bu koyuluğu gölge denir.Resim dilinde genellikle koyu bir rengin gittikçe açılarak bir kabartma etkisi yaratmak için kullanılması anlamında kullanılır. Bir yanı aydınlık olan kürenin, öteki yanına doğru gittikçe koyulaşması durumuna gölgelenme denir.Gölge, yarı gölge ve düşen gölge olarak üçe ayrılır.Gölge (ombra) bir nesnenin kendi üstünde yarattığı koyuluktur. Küre örneğindeki gibi.Karanlık bölüm gölge ( penumbra ) olarak adlandırılır.Yarı gölge ( mezz ombra ) aydınlıkla gölge arasında kalan ve nesnenin yuvarlaklığına göre ışığın azaldığı yarı karanlık bölümdür.Düşen gölge ( shattimento ) ise çizilen nesnenin yere yaydığı gölgedir...Çerçeve / E.H. GOMBRICHDüşen Gölgenin Özellikleri / Filippo Baldinucci, Vocabulario Toscano dell'Arte del Disegno isimli yapıtından, Floransa 1681 kaynak gösterilmiş.Çeviren - Ülkü TAMERKaynak - Sanat Dünyamız / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkhttp://www.ykykultur.com.tr/syay/y04/eh_gom.html


GölgeGölgeden korkmak yerine onu kontrol ederek faydalarından istifade etmek gerekir. Sinema perdesi ve televizyon ekranı iki boyutludur ve derinlik, üçüncü boyut sanal olarak gölge olmadan elde edilemez. Gölge cisimlerin fiziksel özelliklerini ortaya çıkarır ve bir anlam kazandırır. İnsan yüzü de buna dahildir. Gölgesiz bir yüz ifadesizdir.Aslında ışık yapmak demek kontrollü gölgeler yaratmak demektir.

Gölgenin Faydaları
İnsan beyninde oluşan görüntü içindeki nesneler hakkında daha fazla bilgi vererek görüntü - beyin - psikoloji ilişkisine yardımcı olmak gölgenin en büyük faydasıdır.Gölge yardımıyla nesneleri boyutlandırmakSadece ışık vererek aydınlatılmış bir nesne yerine ışık yapılarak üzerinde belirli gölgeler yaratılmış nesneler, kontrollü gölgelerle derinlik kazanır.Gölge yardımıyla saklamakMakyaj yardımıyla doğada olmayan karakterler yaratıldığında pırıl pırıl bir aydınlatmada seyirciyi etkilemek, ve makyajın hatalarını gizlemek olanaksızdır. Makyaj yardımıyla yapılan yara izleri veya plastik malzeme biraz gölgede bırakılarak saklanır. Oyuncunun yüzündeki bazı morluk veya yaralar da gölgede bırakılarak seyirciden gizlenebilir. Terminatör isimli filmde makyaj 8 saat sürdüğü halde seyircinin etkilenmesi için yüz hep gölgede bırakılmıştı. Çekim yapılan mekandaki seyirciye gösterilmek istenmeyen nesneler veya bölgeler gölgede bırakılarak saklanır. Böylece konuyla ilgisi olmayan nesneleri çerçeveden yok etmiş oluruz.Gölge yardımıyla korkutmakNormalde boyutları bilinen canlıların, nesnelerin gölgeleri uzatılarak, büyütülerek iri ve deforme edilmiş biçimlerde görüntüsü insanı daha çok etkiler. Yürüyen bir insanın arkasından yaklaşan eli bıçaklı birisi yerine gölgesi daha korkunç bir etki yaratır. Aynı zamanda bıçaklı kişinin kimliğini sakladığından seyirciye sürprizler hazırlanabilir.Sürprizler yaratmakYürüyen bir insanın arkasından yaklaşan eli bıçaklı birisi yerine gölgesi, bıçaklı kişinin kimliğini sakladığından seyirciye sürpriz olacaktır.

Gölgenin Teknik Açıdan Etkileri
Gölge, sanatçının çalıştığı eser üzerinde bazı teknik etkilere neden olur. Fotoğrafçının ve kameramanın film karesini veya çerçevesini de buna katabiliriz.


Düşen GölgelerGeceleyin lambalarla aydınlatılmış bir yolda yürürken kendi gölgelerinin değişimlerini izlesinler. Lambanın yanındayken gölgeniz kısadır, tıknazdır; siz uzaklaştıkça gölgeniz uzar, incelir; bir sonraki lambaya yaklaşınca yok olur, bu kez arkanızda belirir.Bu değişiklikleri iki basit gerçekle açıklıyoruz - bedenlerimiz saydam değildir ve bir kaynaktan gelen ışınlar, bütün ışınlar gibi düz çizgide ilerler. Lambadan başınıza bir çizgi çizin, çizgiyi uzatın, gölgenizin kaldırımda nereye kadar uzandığını göreceksiniz. Yol yokuş aşağıysa, gölge daha uzun, yokuş yukarıysa daha kısa olacaktır. Bir duvara yaklaşırsanız, gölgenizin yukarı doğru tırmandığını, bir merdiven başındaysanız, kırıla kırıla basamaklardan indiğini fark edeceksiniz. Bu gözlemlerin tümü gün ışığında geçerli değildir. Kendimin bu fotoğrafını bir sokak lambası altında mı yoksa gün ışığında mı çektiğim kolay kolay anlaşılamaz, ama bir video kamera kullansaydım, fark hemen belirirdi. Güneş neredeyse sonsuz uzaklıkta olduğu için ona yaklaşmam ya da ondan uzaklaşmam söz konusu olamazdı. Aynı eğimde hangi düzlemde duruyorsam durayım gölgem aynı olurdu, biçimini yılın ve günün belirli vaktine göre güneşin açısı belirlerdi.Güneş saatinin icadı çok eski yıllarda bu değişmezlikler üstüne oluşturuldu. Aracın çeşitli biçimlerine antik çağlarda rastlanıyordu, yüzyıllar sonra, Holbein'ın Elçiler portresinde görüldüğü gibi, kadranla deniz pusulasının bileşimi gibi yenilikler eklenmişti.Bu araçların ölçümleri yeterince karışıktır, ama gölgeleri kendi görüş alanı içinde yaratmaya çalışan ressam daha karmaşık bir durumla karşı karşıyadır. Belirli bir noktadan bakılınca, Turner'ın akşam ışığında Petworth resminde harika bir biçimde yaptığı gibi, gölgelerin kısalışını da önceden görmek durumundadır. Turner, hızla değişen gölgeleri elbet ölçmemiş ya da yaratmamıştır, ama karşılaştığı sorunlar hem yapay hem doğal ışık, gün ışığı, açısından gölge kuramının geliştirilmesinin neden bu kadar uzun sürdüğü konusunda bizi aydınlatabilir.Çerçeve / E.H. GOMBRICHDüşen Gölgenin Özellikleri / Filippo Baldinucci, Vocabulario Toscano dell'Arte del Disegno isimli yapıtından, Floransa 1681 kaynak gösterilmiş.Çeviren - Ülkü TAMERKaynak - Sanat Dünyamız / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkhttp://www.ykykultur.com.tr/syay/y04/eh_gom.html

Gölge Resimİnsan gözü hızla geçen hareketlerde nesneyi tam olarak algılayamazsa da rengini ve boyutunu beyninde oluşturabilir. İnsan gözü aynı yönde hareket eden ikinci bir gölge nesneyi fark eder fakat bu 10ms sonra olur. Bu beyinde oluşturulan resme gölge resim denir.

Güneş Işığının Ülkemizde Gölge EtkisiGüneş ekvator çizgisi üzerinde hareket ettiğinden, güneş ışığı da bu doğrultuda dünya üzerine düşer. Ekvator çizgisi üzerinde bulunan bir bölgeye güneş ışığı dar açıdan gelir ve dik olarak düşecektir. Ekvator çizgisinden uzaklaştıkça bu açı artarak güneş ışığı daha yatay bir pozisyondan düşecektir. Türkiye bilindiği gibi ekvator çizgisinin kuzeyindedir ve güneş ışığı ülkemize güneyden gelir. Fakat ekvator çizgisinden fazla uzak olmayan ülkemize, güneş ışığı da çok dar veya geniş açılardan gelmez. Ortalama bir açıyla düşer.Güneş ışığının güney cephesinden gelmesi gölgeleri kuzeye doğru düşürür. Bu nedenle kuzey cephesinde oluşan gölgelerden dolayı ağaçların güneş ışığını doğrudan görmeyen kuzey cephelerini yosun kaplar ve yön bulmada kullanılır.Bu güneş ışığının açı hesabı, güneşin tam tepede olduğu öğlen saatleri içindir. Güneşin aynı cepheden sabahları doğarken ve akşamları batarken yattığı da göz önüne alınmalıdır.Çekim yapılacak bölgedeki güneş ışığının etkileri gözlemlenmelidir.

Gölgenin Psikolojik Etkileri
İnsan gözü veya kamera görüntüyü oluştururken belirli bir miktar ışık gerekmektedir. Nesneleri görmek ise o nesne hakkında yeterli bilgi vermez. İnsan beyni daha önce ölçülerini bildiği nesneleri üç boyutlu gibi düşünebilir. Fakat kamera veya fotograf makinesinin aynı yeteneği yoktur. Oluşan görüntü ve aktarılış biçimi fotograf kartı, sinema perdesi veya televizyon ekranı iki boyutludur. Bu yüzden sadece ışık o nesnenin görüntüsünü görmek için yeterli olsa bile hakkında bilgi vermez. Boyutları yani yükseklik, genişlik ve derinliğini oluşturmak için sadece o nesneyi aydınlatmak yeterli olmayacaktır.Nesnelerin özellikle derinliği hakkında bilgi vermek için gölge kullanılmalıdır. Uygun açılardan nesne aydınlatıldığında nesne üzerindeki ışık gölge ilişkisi boyut ölçülerinin beyinde oluşmasına yardımcı olacaktır. Pekiyi neden bu gereklidir açıklamasını yaparsak şöyle bir sonuç ortaya çıkarabiliriz. İnsan hızla akan görüntüler içinde en çok belirsizliklerden rahatsız olur. Ölçüleri belli olmayan veya çok aydınlık, çok karanlık nesneleri devamlı olarak karşısında görünce konuya olan ilgisi dağılır. Başka hislere kapılır, hayal dünyasında bilinç altı görüntüler oluşmaya başlar. Bu durum fotograf karesi veya filmden, hatta spikerin okuduğu haberden onu uzaklaştırır. Böylece aktarılmak istenen duygu ve düşünceden de uzaklaştığından yönetmen veya fotografçı başarısız olur.


Gölgenin Sanatsal Etkileri
Gölge sanata yaratıcılık katan bir unsur olarak görülmektedir. Yüzyıllar önce yapılan sanat eserlerinden günümüze gelindiğinde yapılan incelemelerde gölgenin daha fazla kullanıldığı gözlemlenmektedir. Bunun nedeni sanatçının eserine farklı bir boyut kazandırmak istemesi ve ilkel düşünceden uzaklaşmasıdır.

Sanat Tarihinde Gölge
Dilde mecazları sözlük anlamlarıyla değerlendirmek kadar tehlikeli bir şey olamaz. Bir sanat tarihçisinin "Sanatçı Gözü" başlıklı bir sergiler dizisine katkıda bulunmasını istemek onu onurlandırıcı bir şeydir, ama sanatçıların da, sanat tarihçilerinin de, gözlerinin ya da bakışlarının niteliği açısından etkili olamadıkları konusunda okuru uyarmak isterim. Göz bir araçtır (harika bir araç), milyonlarca yıl süren evrimi sonunda, hareket eden organizmaların dünyada yollarını bulmalarını, düşmanlardan ya da çevredeki tehlikelerden kaçmalarını, kısacası hayatta kalmalarını sağlamıştır. Bunu yaratan başlıca etken, gözle görülebilir uzaklıktaki nesnelerin üstlerine düşen ışık olmuştur. Işığın çeşitliliği ve yüzeyde yarattığı tonlar, bize onların biçimlerini; yüzeydeki yansıması, dokularını; spektrumun dalga uzunluklarına tepkileri de renklerini göstermektedir. Altta yatan mekanizmayı fark etmeden, edindiğimiz bilgiyi kullanır, aynı dünyayı görür, onunla elimizden geldiğince boğuşuruz.Ama gözlerin beyinlerimize ilettiği bilgi o kadar çeşitli, o kadar karmaşıktır ki, dış dünyadan gelen bütün mesajlara kulak verseydik hemen boğulur giderdik. Görüşümüz her zaman seçici olmalıdır, zaten öyledir. Böylece, gözümüzden kaçan birtakım şeyleri fark edebilir, bu konuda kendimizi eğitebiliriz. Dikkatimiz belirli bir işlev, belirli bir amaç uğruna kullanılıyorsa, özellikle bunu yapmamız gerekir. İlk avcılar ormanlarda bizon izleri için belirli bir "göz" kullanırlardı, ilk hekimler hastalarının davranışlarını yine belirli bir "göz"le tartmaya çalışırlardı. Görünüşleri aktarmaya çalışan ressamlar, eski dünyada ışığın değişimlerini duyarlı bir gözle izlerlerdi. Cicero, ressamların gölgelerde, kuytularda bizlerden daha çok şey gördüklerini belirtmişti. Bunu, ressamların düz yüzeylerde ya da duvarlarda renkli figürler yaratmakta ustalaştıkları bir çağda söylemişti. O dönemlerde resim yapmayı öğrenmek, yabancı olmayan bir imge yaratmak için çevredeki belirli şeyleri gözlemlemekle başlıyordu.Sanat tarihçisi, kendini ressam "göz"ünün seçiciliği ile görmek konusunda eğitir, değişik çevreler, okullar ve dönemlerde sanatçıların ilk bakışta görünen dünyada kendi imgelerini kurmak için neler seçtiklerini anlamaya çalışır. Serginin bu seçicilik yanına dikkat çekmeye çalışırken, ressamların yapıtlarına yansımayanları görmediklerini düşünmeyelim. Sözgelimi Çinliler düşen gölgeler yapmadılar hiç, o gölgeleri görmemiş olmaları elbet düşünülemez; ay ışığının yarattıkları gölgeleri resmetmekten kaçınmadılar, çünkü resimledikleri şiirlerde o gölgelerden söz ediliyordu.Bu gibi ayrıcalıkların kitapçığımızın ilgi alanına girmediğini belirtmek gerekiyor. Amaç, düşen gölgelerin nasıl ve neden yansıtıldığı konusunda okurun düşünmesini sağlamak. Gerek doğal, gerek yapay aydınlatmada, okur ışığın değişimlerini başka bir gözle görmeye başlarsa, amacımıza ulaşmış olacağız.Çerçeve / E.H. GOMBRICHDüşen Gölgenin Özellikleri / Filippo Baldinucci, Vocabulario Toscano dell'Arte del Disegno isimli yapıtından, Floransa 1681 kaynak gösterilmiş.Çeviren - Ülkü TAMERKaynak - Sanat Dünyamız / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkhttp://www.ykykultur.com.tr/syay/y04/eh_gom.html

Resimde Gölgelere İlişkin Gözlemler
Okur, ressam gözünün seçiciliğini anlatmak amacıyla yazılmış bu girişi sanatta düşen gölgelerin bir tarihçesi olarak görmemelidir. Okur, geçmişin yapıtlarında ne kadar çok düşen gölge bulmaya başlarsa, amaca o kadar ulaşılmış demektir. Bazı resimlerde düzenleme kusursuz olabilir, ama gösterilen nesneler ya gölgesizdirler ya da çevrelerine rasgele gölgeler saçarlar.Doğanın bazı büyük gözlemcilerinin düşen gölgeler yapmaktan bilerek kaçındıklarını görüyoruz. Paletleri ne kadar zengin, ton ve renk ustalıkları ne kadar büyük olursa olsun, bize gölgesiz bir dünya göstermektedirler. Bu ustaların çoğu, uyumlu bir düzenleme içinde gölgelerin tedirgin eden ve dikkati başka yerlere çeken öğeler olduklarını düşünmüşlerdir.Bu görüş, İtalya'da Rönesans'ın en verimli döneminde ressamlar arasında oldukça yaygındı. Sadece yapıtlardan anlamıyoruz bunu. Leonardo da Vinci'nin Trattato della Pittura olarak bilinen Notları'ndaki bir bölüm bu görüşün açık bir kanıtıdır.Işığın gölgelerle kesilmesi, ressamlar tarafından kesinlikle benimsenmemektedir. Bu yüzden, açık havada insan bedeni çizecekseniz, figürlerinizin gün ışığı tarafından aydınlatılmasına olanak vermeyin, onları bir sis içine yerleştirin ya da güneşle figürler arasına saydam bir bulut yerleştirin; böylece figürünüz güneşle doğrudan aydınlatılmaz, gölgeler ışığı engellemez.Dikkat edilmesi gereken bir şey var: Leonardo sadece kendi görüşünü değil, güçlü güneş ışığı altında gölgeler yaratılmasını istemeyen bütün ressamların görüşünü dile getirmektedir. Onlarla görüş ayrılığı içinde değildir; soruna basit bir çözüm getirmektedir - güneşi perdelemek ve puslu bir atmosfer yaratmak. Kuşku yok ki, Leonardo, Quattrocento resimlerinin keskin çizgili berraklığına tepki duyan kuşağının eğilimlerini benimsemiştir. Trattato'nun özgün elyazmasının (Codex Urbinas) 67 sayfasını kapsayan Işık ve Gölge bölümü, gökten yansıyan ışıkla ya da dolaylı ışıktan kaynaklanan ton değişiklikleriyle, mum ya da güneş gibi belirli bir kaynaktan düşen ışıktan daha çok ilgilenmektedir.Garip olan, chiaroscuro etkilerinin en yenilikçi ustası olan Leonardo'nun, yazılarında o kadar incelediği gölge çeşitlemelerine resimlerinde hiç yer vermemesidir. Bu, daha önceki kuşaklarda da uygulanan bir yöntemdi, gölge kullanılır olmaktan zaten çıkmıştı.On beşinci yüzyılın ilk dönemlerinde, Alplerin kuzeyinde olsun, güneyinde olsun, bizi ilgilendiren birtakım ayrıntılara rastlayabiliriz. Masaccio'nun, Aziz Peter'in yaşamından bir bölümü anlatan freskinde, Aziz'in bir sakatı iyileştiren gölgesi, öykümüzde bir dönüm noktasıdır. Böyle bir durum, Masaccio'dan öncekiler için söz konusu bile olamazdı. Kuzeydeki bir başka çağdaşının atölyesinde yapılan bir resimde, Bâkire ile Çocuk'ta gözlemlerin zenginliği dikkat çekicidir. Daha da şaşırtıcı olan, aynı usta tarafından yapıldığı sanılan, duvara değişik yoğunluklarda iki gölge yansıtan Teslis heykelidir. Leonardo bunu severdi herhalde, çünkü Fra Angelico'nun Floransa'daki San Marco manastırında Fra Angelico'nun yumuşak ışıkta gölgelerle işlenmiş freskini de mutlaka beğenmiştir.Sergilenen örnekleri bir yana bırakıp bu konunun tarihçesine ağırlık vermek amacında değiliz, ama önemli bir örneği, büyük bir ustanın Emmaus'da Yemek'ini anmadan geçemeyiz. Caravaggio'nun dramatik yapıtında, işlevi olmayan bir tek gölge bile yoktur; belki de bu yüzden Cinquecento sanatçıları düşen gölgelerle ilgilenmekten kaçınmışlardır. İsa'nın eliyle kolundan düşen gölge, gelenekçiler tarafından, onun varlığını zedeleyen bir öğe olarak görülmüştür; masa örtüsüne düşen gölge ise düzenlemenin yalınlığını bozmaktadır. On yedinci yüzyılın birçok sanatçısı ise, Caravaggio'nun yaklaşımını benimsemiştir; tenebroso (koyu) anlatım, sadece İtalya'nın bazı bölgelerine değil, kuzeye de yayılmış, Rembrandt'ın sanatında doruğa ulaşmıştır.On sekizinci yüzyılda paletteki renklerin açılması, yaldızın yeniden kullanılmasına bile yol açmıştır; ama Guardi gibi Venedik Vedudisti'si Leonardo'nun güneşi bir perdenin arkasına saklamak konusundaki öğütlerine pek aldırmamıştır.On sekizinci yüzyılın sonlarından önce bile, açık havada ışık tonlarının değişimi gölgelerin renkleri üstüne yeni ilgiler yaratmıştır, bu konuya özellikle Empresyonistler ağırlık verecektir. Ama on dokuzuncu yüzyıl sonlarında, Japon etkilerinin dalgasıyla süsleme ön plana alınmış, gölgeler bırakılmıştır. Fovlar tonları en aza indirmiş, Kübistler ise gölgeyi seyirciyi hem yöneltmek hem de onun kafasını karıştırmak amacıyla kullanmıştır. Daha sonraları Sürrealistler, peşine düştükleri gizem havasını arttırmak için gölgelerden yararlanmışlardır; De Chirico'nun ıssız kent alanlarını anlatan düşsel yapıtlarında heykellerin, tek-tük insanların sert gölgeleri o ıssızlığı yoğunlaştıran öğeler olarak kullanılmıştır.Çerçeve / E.H. GOMBRICHDüşen Gölgenin Özellikleri / Filippo Baldinucci, Vocabulario Toscano dell'Arte del Disegno isimli yapıtından, Floransa 1681 kaynak gösterilmiş.Çeviren - Ülkü TAMERKaynak - Sanat Dünyamız / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkhttp://www.ykykultur.com.tr/syay/y04/eh_gom.html

Mitos ve Efsanede Gölge
Gölgelerin basit optik yasalara boyun eğdikleri ne kadar gösterilse de, birtakım kaçamaklar söz konusudur. Çevremizin bir parçasıdır onlar, ama bir görünür bir yok olurlar, kaçaktırlar, değişkendirler; onları tuvallerine aktarmaya çalışan bütün ressamlar tanık olmuşlardır buna. Güneşin gökte ilerleyişi, bulutların biçim değiştirmesi, bu değişiklikleri yakalayan bir aracın sahiplerini, fotoğrafçıları kıskanmalarına yol açmıştır. Durağan bir şey olarak düşünürüz dünyayı, ama nesnelerin değişik biçimlerde görünmelerini sağlayan koşulları da biliriz; ama koşullar ne kadar değişirse değişsin, bambaşka görünümler alan o nesnelerin renkleri de, yüzey dokuları da aynı kalır.Gölgelere gelince iş başkadır, çünkü gerçek dünyanın bir parçası değildir onlar. Onlara dokunamayız, onları tutamayız, gerçek olmayan şeylerden söz ederken gölgeyi mecaz olarak kullanırız: Gölge boksu gerçek boks değildir, gölge kabine gerçek bir kabine değildir. Eski Yunanlılar, gerçek dünyadan ayrıldığımızda, gölgeler arasında bir gölge olarak varolacağımıza inanırlardı. Ama bir gölgenin varlığı, bir nesnenin somutluğunu kanıtlar, gölge veren bir nesne gerçektir.Eski Hint destanı Mahabbharata'da güzel prenses Damayanti ile gönül verdiği kahraman prens Nala'yı anlatan büyüleyici bir bölüm vardır. Damayanti, düğün törenlerinde bir değil, beş Nala bulur karşısında; dört tanrı, prensesin güzelliğine öyle kaptırmışlardır ki kendilerini, sevdiğinin biçimini almışlardır. Damayanti, umutsuzluk içinde dua etmeye başlar, beş Nala'dan sadece birinin, gerçek Nala'nın yere gölge düşürdüğünü görür. Ötekilerin birer hayal olduğu böylece anlaşılır.Batıda ise Adelbert von Chamisso'nun ilk 1814'te yayımlanan, şeytana gölgesini satan mutsuz Peter Schlemihl'i anlattığı ünlü öyküsünü hatırlıyoruz. Öykünün kahramanı, gölgesi olmadığı için, gerçek dünyadaki yerini de yitirmişti.Öyküde gölge somut gerçeği göstermektedir, ama Batı geleneğinin en ünlü düşünsel örneklerinden biri bunun tam tersini anlatmaktadır. Platon, bir mağarada tutuklu kalan kişilerden söz eder; bunlar duvara yansıyan gölgeleri görebilmektedirler sadece. Dışarıdaki olayları, o gölgelere bakarak değerlendirmektedirler. Gölgeler gerçektir; ama sonunda arkalarına dönüp dışarıyı görünce yanıldıklarını anlarlar. Saenredam'ın gravürü bunun Hıristiyanlık açısından bir yorumudur; Platon'un anlattığı bazı şeyler, sözgelimi "taştan ya da tahtadan yapılmış çeşitli nesneler" kişileştirilerek imgelere dönüştürülmüştür.Platon, okurlarına gölge gösterilerinin, kukla oyunlarının "püf noktaları"nı hatırlatmıştır; ressamların, özellikle bizi gerçek olmayan dünyalarla tanıştıran manzara ressamlarının yarattıkları yanılsamalarla ilgili kuşkularını dile getirmiştir. Bu tür resimler için Yunan dilinde skiagraphia, gölge resim, sözcüğü kullanılıyordu; bu terimin gerçekten gölgelerle mi, yoksa ışık ve karanlığın biçimsel amaçla kullanılmasıyla mı ilgili olduğu bilinmemektedir.Resim sanatında devrim yaratan ve Batı geleneğinin önemli bir öğesi olarak beliren, ışık ve karanlığın biçimsel amaçla kullanılması olmuştur. Bu teknik, ne Mısır sanatında ne de beşinci yüzyıl başlarının Yunan vazolarındaki resimlerinde görülmektedir; ama bir kere kullanılmaya başlandıktan sonra Batı sanatında hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir. Düşen gölgelere gelince, bunlar, sokak lambalarının aydınlattığı bir yolda yürürken bir belirip bir yok olan gölgelerimiz gibi, zaman zaman belirmiş, zaman zaman yok olmuşlardır.Çerçeve / E.H. GOMBRICHDüşen Gölgenin ÖzellikleriÇeviren - Ülkü TAMERKaynakSanat Dünyamız / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkhttp://www.ykykultur.com.tr/syay/y04/eh_gom.html


Minyatürlerde Gölge
Uygur resim sanatının genel ifadesi, İç Asya Türk sanatının etkisiyle ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Büyük İskender ile birlikte gelen Helenistik üslûbun, ışık-gölge ile hacimleri meydana çıkarma tekniği bir müddet söz konusu olmuşsa da, bu kesinti devresinden sonra yine Orta Asya'nın İç Asya'dan devraldığı üslûp devam etmiştir. Bu üslûp, özellikle kaya resimlerine dayanan çizgi tarzının hakim olduğu ifadeyi tercih ediyordu.Uygurlar, VII. yy.'da Budizm'i ve Bögü Kağan 762'de Mani dinini kabul etmişti. Uygurlar'ın sanatı daha çok Budizm olmakla beraber, bu iki dinin çerçevesinde gelişmiştir. Manihaî minyatürler Turfan ve Kansu'da, Orta İran (Pehlevî) veya Türk dilinde ya da iki dil karışık olarak yazılan dinî kitaplardadır. Bunların üslûp özellikleri, uzun zaman devam etmiştir. VIII.-IX. yy. lacivert zeminli minyatürlerde çizgi ve ışık gölge, aynı zamanda kullanılmıştır. Bu Manihaî yazmalar, Hoça'da hüküm süren Uygur kağanlarına ithaf ediliyordu. Bögü Kağan'ın himayesiyle Mani dini yaşayabilmiş, Hoço, Kansu ve Çin'de mabetler yaptırılmış, bu sayede Uygurlar'dan Manihaî minyatür ve resimler kalmıştır

National Gallery'deki Resimlerde Düşen Gölgelerin Sanatsal İşlevleriDüşen gölgelerin yarattıkları ya da yaratmak istedikleri sanatsal işlevlere dikkat çekerken, böylesine sistematik bir düzenlemenin tehlikelerini de göz ardı edemeyiz; bir bölümde sergilenen bazı yapıtlar başka bölümlerde de yer alabilirdi.Başa Moroni'nin bir portresini aldık; resimde, özellikle sütunun yuvarlaklığında, figürün yere ve duvara düşen gölgesinde aydınlık ve karanlığın geleneksel düzenlemesinin güzel bir örneğini görmekteyiz. Batı sanatındaki ilk örnekten sonra, düzenlemeyle düşen gölgelerin ilişkisini belirten ikinci örnektir bu.Bu iki kaynak, Picasso'nun sanat yaşamının başlarında yaptığı bir resme de örnek olmuştur; akademik geleneğin henüz öğrencisi olan sanatçı, bu resimde düzenleme kurallarını göz önünde bulundurarak, kâsedeki meyvelerin masa üstüne düşen gölgelerini birkaç fırça darbesiyle vermiştir.Düşen gölgeler temasına ayrılmış bir sergi hazırlanırken, bir zamanlar pek yaygın olan bir konu, "resmin icadı" konusu göz ardı edilemezdi; portre sanatının ilk nasıl kullanıldığı, gölgelerin ilk nasıl değerlendirildiği de gösterilmeliydi. Bu yüzden David Allan'ın bir yapıtı da sergiye alındı (Resim 18). Romalı ansiklopedici Pliny'nin anlattığı şiirsel masal, bir aşk öyküsüne dönüşmüştür burada. Skyon'lu bir çömlekçi olan Boutades, kızının yardımıyla, kilden portreler yapmayı başarır. Kızı bir gence tutkundur; delikanlı ülkeden ayrılırken, kız onun duvara yansıyan gölgesini çizer. Babası, çizgilerin içini kille doldurup bir model yapar. Yazar bu efsaneyi resimle değil, heykelle anlatmıştır. Bunun bir nedeni, portrelerin sadece sikkeler üstünde ya da ilk mezar taşlarında kullanılmasıydı belki.İlk bakışta akla yakın bir öykü olarak görülebilir bu; ama derinine indikçe birtakım güçlüklerle karşılaşabiliriz. Bir gölge çizerken kendi gölgemiz araya girer, çizmemizi engeller. Bedenimizi aradan çekmeye çalışsak bile, elimizin gölgesi çizmek istediğimiz gölgenin üstüne düşer.Ama insan aklı bu sorunun da üstesinden gelmiştir. On sekizinci yüzyılda portre siluetleri son derece yaygındı. Teknik, gölgeyi saydam bir kâğıt üstüne düşürmeye, dış hatlarını da kâğıdın öteki yanından çizmeye dayanıyordu. Bu yöntemin şaşmazlığı, insanların profillerini okuyarak kişiliklerini anlamaya dayanan fiziyognomi modasını yarattı.Paralel projeksiyonla yaratılan dış hatların resimlerde de kullanılması bir başka amaca yöneliktir. Sanatçılar nesnelerin düz bir duvara yansıyan gölgeleriyle pek az ilgilenmişlerdir. Campin'in atölyesindeki Bâkire ile Çocuk örneğindeki olağanüstü gözlemden söz etmiştik. Burada sanatçı şöminedeki alevlerin ışığıyla yaratılan maşaların gölgelerini, kepengi, pencereden giren belirsiz ışığın duvara yansıttığı kumaş ve yastık gölgelerini sadece ustaların başarabileceği bir biçimde vermiş, aydınlık ile karanlığı inanılmaz bir biçimde düzenlemiştir.Alplerin kuzeyinde yaygın olan portre sanatında da benzer örneklere rastlayabiliriz. Hem Mornauer portesinde, hem Hans Holbein'da modeller ışığın tam karşısına yerleştirilmiş, gölgelerinin arkadaki duvara düşmesi sağlanmıştır. Bu belirsizlikler dikkat çekici değildir belki, ama resimleri yapılan insanların kişiliklerini ortaya çıkarma işlevleri vardır.Bu uygulamaya bir başka örnek olarak da bir sunak resmi için Tiepolo'nun taslağını seçtik. Burada kralın asa tutan eli, düşürdüğü gölgesi yüzünden, güzel bir biçimde öne çıkmaktadır.Paralel projeksiyon ender rastlanan bir yöntemdir, ama "birleşik gölge" olarak adlandırdığımız şey, trompe l'oeil kaynakları arasında çok sık görülen bir uygulamadır. Bir nesnenin yere düşürdüğü gölge, onun somutluğunu hemen belirtir.Romalı mozaikçiler, sözgelimi bir şölenden sonra "süpürülmemiş yer"i çeşitli nesnelerin döşemeye yansıttıkları güçlü gölgelerle göstermişlerdir.Gölgeler resim sanatına girer girmez, etkileri hemen sömürülmeye başlanmıştır. Antonello da Messina'nın imzasını taşıyan kâğıt, cartellino bunun bir örneğidir; bir başka örnek de adı bilinmeyen bir on beşinci yüzyıl sanatçısının yaptığı resimde sinek kullanmasıdır, André Chastel bu konuda bir inceleme bile yayımlamıştır.Sergilenen resimleri değişik bakış açılarıyla görmek gerekiyor; düşen gölgelerin işlevleri, ışığın etkisini arttırmak bakımından önemlidir. Sanatçının paletindeki tonlar, doğadaki tonlara oranla çok daha kısıtlıdır; bu yüzden ressam karşıt tonları yan yana kullanarak etki yaratmak durumundadır.Bunun ilk ve en çarpıcı örneklerinden biri, Masaccio'nun ünlü Bâkire ve Çocuk yapıtıdır. Masaccio, tahta düşen gölgelerden yararlanarak, perspektif açısından kusursuz bir biçimde kurduğu sahnede bir aydınlık yaratmış, ışığı duymamızı sağlamıştır. Robert Campin'in resminde de tanık olduğumuz bu yeniliği ustaca kullanmıştır.On yedinci yüzyılda kullanılan, Caravaggio'da sık sık rastladığımız tenebroso yöntemi, tonlarda karşıtlık yaratılarak ışığın daha da zenginleştirilmesini sağlıyordu; bu bakımdan aşırıya gidildiği bile söylenebilir. Rembrandt'ın okulundan ya da ondan etkilenen bir sanatçının masa başında kitap okurken gösterdiği keşiş ya da bilgin, bu yöntemin kusursuz biçimde kullanılışının örneğidir. Camlardan ve açık pencereden süzülen ışık neredeyse göz kamaştırıcıdır, figürün ve nesnelerin görülmesini güçleştirmektedir.Giovanni Domenico Tiepolo'nun Troya Atı'nda böylesine göz kamaştırıcı bir karşıtlık yoktur, ama yerdeki güçlü gölgeler parlak günışığının etkisini daha da çoğaltmaktadır.Öte yandan, Corot, yıkılmış ağacın ve kazın gölgelerini yumuşatmış, yapıtında ılımlı bir sabah ya da akşam havası yaratmıştır. Resmi, gölgeler kullanılarak bir hava yaratılması açısından güzel bir örnektir; Claude'un rıhtım resminde gölgelerin uzunluğu da sabahı ya da akşamı belirtmektedir.Empresyonistler, gölgeleri gri renkte düşünmüşler, ama çevrelerindeki renklere göre onlara değişik tonlar vermişlerdir. Pissarro'nun kış manzarası bunun bir örneğidir.Gölgelerin sadece biçimleri değil, dış sınırları ve renkleri de ışığın niteliği konusunda bizi aydınlatabilir; bunun örneklerini on beşinci yüzyıl başlarının sanatında bulabiliriz. Fra Angelico'nun yumuşak ışığından (Resim 12) daha önce söz etmiştik. National Gallery'de bir başka çarpıcı örnek daha bulunmaktadır: Antonello da Messina'nın Aziz Jerome yapıtında tavusun gölgesi basamaklara sfumato çizgileriyle düşmektedir. Antonello'nun resmi, düzensiz bir fona gölgeler düşürmenin ne büyük ustalık istediğine örnek olarak da gösterilebilir. Sassetta'nın Aziz Francis'in Aşağılanması yapıtında, diz çökmüş azizin arkasındaki gölgenin gökten gelen ışıktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Crivelli de, Meryem'e Haber resminde benzer bir etki yaratmaktadır; melek ile piskoposun gölgeleri yere ve duvara düşmektedir.Ama bu yaklaşımın başyapıtlarından biri, Pontormo'nun "Yusuf" öyküsünü anlattığı düzenlemede görülen gölgeler topluluğudur; kıvrılan merdivenleri çıkan figürler arkalarındaki yuvarlak duvara dikkatle hesaplanmış gölgeler düşürmektedirler. Bu tür etkilere en çok yapay ışıkların yarattığı güçlü gölgelerde rastlanmaktadır. Ter Brugghen, Konser'inde çalgıcının yanağında ortadaki mumun neden olduğu flüt gölgesi görülmektedir. Rembrandt'ın Çobanların Tapınışı'nda bu ustalık, kutsal öykünün havasını yaratmakta başlıca etkendir; Çocuk'tan kaynaklanan aydınlık, ahırda yere düşen fener ışığına engel olmamaktadır. On yedinci yüzyılın Hollandalı manzara ressamları da engebeli topraklar üstüne büyük bulutların düşürdüğü gölgelerle bir genişlik duygusu yaratmayı biliyorlardı.Emanuel de Witte'nin kilisesinin içinde, seyredenin görmediği bölümleri belirtmek için gölgelerden yararlanılmıştır. Önümüzdeki duvara, karşı yandaki görülmeyen pencerelerden sızan günışığı yansımaktadır.On dokuzuncu yüzyılın anlatımcı ressamlarından William Collins, Yaklaşan Olaylar yapıtında görünmeyen nesnelerin gölgelerini kullanarak seyircinin hayal gücünü harekete geçirmektedir. Resim bir köylü çocuğunu göstermektedir; çocuk kapıyı açmış, birini selamlamaktadır. Kimi? Önde gölgesini gördüğümüz atlıyı.Bu resimler bize birer kurgu ürünü olarak görünebilir, ama güneşi arkasına alan bir fotoğrafçı da görme alanının dışında kalan nesnelerin gölgelerini, çektiği fotoğrafa yerleştirebilir. Bunun en güzel örneği Cartier-Bresson'un bir tapınağın gölgesinde uyuklayan kişiyi gösteren Hindistan fotoğrafıdır.Gauguin'in bu anlamda fotoğraflardan esinlenip esinlenmediğini bilmiyoruz, ama bu tür bir uygulamaya başvurduğu açıktır. Işıkla gölge kullanmadan resim yapan Japonlar gibi, o da yanılsama yarattığına inandığı gölgelerden kaçınmıştır. 1888'de Emile Bernard'a şunları yazmıştır: "Bir figür yerine bir kişinin gölgesini kullanmaya karar vermişseniz, özgün bir çıkış noktası bulmuşsunuz demektir; ama bunun ne kadar garip olduğu da açıkça ortadadır."Ondan yirmi yıl kadar önce Fransız salon ressamı Gérôme, dramatik biçimde aydınlatılmış bir görünümde sadece üç haçın gölgelerini göstererek Golgotha'da uç noktaya varmıştır. Gauguin de, bir Sembolist olarak, gölgeleri bir kehanet aracı olarak kullanabilirdi. Holman Hunt bu anlayıştan yola çıkarak genç İsa'nın gölgesini haçtaki ölümüne dönüştürmüştür.Bu örnekler nesneyle gölgesi arasındaki benzerliklere dayanmaktadır; ama gölgelerin, ortada olmayanı belirtmek için bir araç olarak kullanıldığı da görülmektedir. Bir yetişkin, parmaklarını ışığa tutup duvarda tavşan gölgeleri yaratarak bir çocuğu eğlendirebilir; ama bu tür oyunların yeri Hareketli İmgeler Müzesi'dir. Hareketli gölgenin yarattığı etki, biçimin sürekli değişmesinden ve beklenmedik sonuçlar doğurmasından kaynaklanmaktadır. Platon, İ.Ö. dördüncü yüzyılda gölge oyunlarının varlığından söz etmişti; bu sanat, hayaletler, şeytanlar, cinler üstüne öyküleri anlatmak açısından uygun olduğu için hiç terk edilmemiştir. Hoogstraten'in resmi mitologya temalarını anlatan fantastik bir gösteriyi yansıtmaktadır. Fotoğraf ve sinemanın doğuşundan önce bu tür uygulamalar Fransa'da modaydı, ombremanie'den (gölge deliliği) bile söz edilmekteydi.Bu gelişmeler, kitapçığımızın konusu dışında kalmaktadır, ama okura şunu hatırlatmamız gerek: İmge okumanın kaynağı bu tür gösterilerdir; yapay ya da gerçek gölgeler, mizah amacıyla ya da ahlaksal dersler çıkarmak için kullanılmıştır.On yedinci yüzyılda Otto van Veen'in çizdiği Cupid'in gölgesi, aşkın kıskançlık yarattığını belirten şeytanî bir görüntüdür. On dokuzuncu yüzyıl karikatüristi Grandville, Fransız kabine üyelerinin duvara yansıyan gölgelerinde siluet-portre uygulamasına başvurmuş, politikacıları sarhoş, şeytan, domuz, hindi olarak resmetmiştir.National Gallery'de sergilenen yapıtlarda bu türün örnekleri bulunmamaktadır, ama başyapıtlarda az sayıda rastlanan, düşen gölgelere dikkat çekmek gerektiğini düşündük. Belki bu inceleme, ziyaretçinin Gallery'yi gezerken kendi örneklerini de bulup çıkarmasına yol açacaktır.Çerçeve / E.H. GOMBRICHDüşen Gölgenin Özellikleri / Filippo Baldinucci, Vocabulario Toscano dell'Arte del Disegno isimli yapıtından, Floransa 1681 kaynak gösterilmiş.Çeviren - Ülkü TAMERKaynak - Sanat Dünyamız / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkhttp://www.ykykultur.com.tr/syay/y04/eh_gom.html

Gölge Kullanma Teknikleri
Bir çok gölge fotoğrafı görmüşsünüzdür. Nesnelerin gölgeleri bazen kendisinden daha güzel ve etkileyici görünebilir. Fotografcı bu görüntüyü kullanmak ister. Her fotoğrafçı mutlaka gölge çekmiştir. Bazen tesadüflerle gölgenin daha esprili veya etkili olduğunu görülür, bazen de özellikle gölge takip edilerek çekimi planlanır.Gölge yardımıyla izleyiciye göstermek istemediğimiz bir çok şey saklanabilir. Örnek olarak yatakta çıplak olarak uyuyan bir kadının vücudunu verebiliriz. Eğer kadının cinsel organları ışıklandırır ve ortaya çıkarılırsa, senaryoda anlatılan yalnızlık hissini görüntülemek yerine izleyicinin dikkatini dağıtmış olur veya istemeden oyuncu yanlış tanıtılmış olur. Bunun tam tersi, yani cinselliği ön plana çıkması isteniyorsa cinsel organların gölgesiz olması gerekir.Sporcunun start çizgisindeki durumu görülmekte. Ellerini yere, çizgi gerisine koymuş ve koyuş şekli çok güzel görünüyor. Yerdeki start çizgisi ve renkler güzel bir grafik oluşturmuş. Fakat gölgeyi incelersek resme kattığı etkinin daha büyük olduğunu gözlemleriz. Vücudunun, kafasının gölgesi ve burun gölgesi de çizgi gerisinde. Kafa dik ve ileriye bakıyor. Her an atağa hazır gibi görünüyor. Bu gölgede bir panterin avına saldırıya hazırlanmadan önceki o heykel gibi kararlı, gözlerini ayırmadan ve kıpırdamadan beklemesi gibi bir psikolojik etki de yakalanmış. Belki daha geniş açılı bir objektifle atletin tamamını çerçeve içine almak bu kadar etkili olmayacaktı. Gölgeden yararlanarak çerçeveyi daraltmak hem ayrı bir etki yaratmış, hem bir espri katmış.
Gölge Yaratan AksesuarlarIşık yapımında psikolojik ve teknik etkiler düzenlemek için gölge yaratmak gerekebilir. Gölgeyi kontrollü bir şekilde yaratmak için özel aksesuarlar üretilmiştir.
Gobolar gölge yaratan aksesuarların başında gelen profesyonel ve özel olarak üretilmiş malzemelerdir.Gobolar üzerlerinde bulunan kontrollü delikler sayesinde ve bu delik şekillerinin yaprak, pencere pervazı, yuvarlak, zincir, kuklalar ve semboller gibi üretilmesi sonucu kontrollü gölgeler yaratmak için idealdir.Goboların şeffaf olanları renkli gölgeler yaratmak amacıyla da kullanılır.

KepenkBarndoorsProjektörün en önemli parçalarından biridir. Projektör tarafından üretilen ışığın istenilen alana tatbik edilmesini, dolayısıyla ışığı kontrol etmemizi sağlar. Işığın istenilen bölgelere verilerek, istenilmeyen bölgelere verilmemesi için üretilen, genelde iki uzun, iki kısa olmak üzere dört adet kanattan oluşan hafif metallerden üretilen parçadır.Kepenk özel karbon boya ile siyah renge boyanır. Böylece kepenk ışığı yutar, yansıtmaz ve istenilmeyen gölgelere yol açmaz. Kepenk gövde kapağı üzerindeki kepenk kızağına yerleştirilir ve kilitlenir. Böylece kızak içerisinde dönebilir ve kanatların çeşitli açılarda hareket etmesini sağlar.Kepenk aynı zamanda taşımalar sırasında camı korur. Taşıma sırasında birbiri üzerine kapanarak az yer kaplayan kepenk, projektör camının zarar görmesini ve projektörün az yer kaplamasını sağlar.Projektör çalışırken kepenk kapalı kalırsa veya çok kapalı olduğu durumlarda aşırı ısıdan boyası yanabilir, kepenk metali eriyebilir. Bu durumda kötü bir koku çıkarır, cam ve lamba iç ısının artmasından patlayabilir.Projektörün gövde çapına uygun daha küçük veya büyük kanatlı kepenkler değiştirilerek çalışma kolaylaştırılır. Kepenk, gerek olmadığı durumlarda tamamen sökülerek projektör kullanılabilir.Kanatlar vida veya perçinle tutturulmuştur. Bu vida veya perçinlerin gevşediği durumlarda sıkıştırılmalıdır aksi takdirde kepenk ayarladığımız açıda durmaz düşer.Dış mekanlarda çalışırken rüzgarlı havalarda kepenk, bir yelken gibi rüzgara karşı direnç oluşturacağından projektörün devrilmesine neden olabilir. Bu durumda küçük kanatlı kepenkler kullanılmalı veya kepenk çıkarılmalıdır.

Gobo
Işığı kontrol etmek amacıyla üretilen malzemelerdir. Projektörden konuya yöneltilen, ancak loş veya tam karanlık kalmasını istediğimiz veya ışığın o bölgeye gitmesini istemediğimiz yerlere giden ışığı kesmek amacıyla kullanılır. Genelde hafif metallerden, plastik malzemeden, kartondan, kumaş kaplı çelik çerçeveden ve strafordan üretilir veya bizim tarafımızdan yapılabilir.Bu malzemeler üzerine reflektör yapıştırarak veya hazır üretimlerden faydalanarak yansıtma işlemi de yapılan aksesuarlardır. Çeşitli şekillerde yarı geçirgen şekilde üretilmiş veya bizim mesela pencere şeklinde kestiğimiz goboları ışık kaynağının önüne koyarak efektler elde etmek için kullanılır. Cam veya jelatin filtreleri gobolar ile kullanarak zaman kazanırız.Genelde bir akrobat yardımıyla kullanıldıkları gibi ağır ve büyük yüzeyli, ağır gobolar tripod ile kullanılır. Kelepçelere takılabilir.

Etiketler:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa